Proje Bölgesi

Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi (DATUR), Efes Pilsen, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülüyor. Bu sürdürülebilir insani gelişme projesinin alanı, ana Çoruh Vadisi’ni ve Çoruh Irmağı’nı besleyen diğer akarsuların oluşturduğu küçük vadilerin büyük bir bölümünü içine alıyor ve Erzurum ilinin İspir ve Uzundere ilçeleri ile Artvin ilinin Yusufeli ilçesini kapsıyor.
Güney-batı kuzey-doğu yönünde akan Çoruh Irmağı, Kaçkar dağlarının güneyinde derin bir vadi oluşturur. Çoruh Irmağı’nın ana dallarından biri olan Tortum Çayı ise, güneyden kuzeye doğru akar ve Tortum Gölü’nden geçip Yusufeli ilçe merkezinin yakınında Çoruh Irmağı’na ulaşır. Çoruh, yüksek ve sarp Kaçkar Sıradağları’nı, Kuzey Anadolu Platosu’ndan ayırır. Vadi boyunca yükseklik bakımından büyük farklar bulunur. Kaçkarlar, deniz düzeyinden neredeyse 4000 m yükseğe ulaşırken; vadi tabanında yükselti 500-800 m’ye kadar iner. Öte yandan güneye doğru gidildikçe, 2000 m yüksekliğindeki Erzurum platosuna ulaşır.

Jeoloji
Çoruh Irmağı, Ardanuç ve Tortum Çayları ile hızla akan Barhal akarsuyunun kıvrımlarından etkileyici ırmak manzaraları görülebilir. Nispeten genç kaya katmanları arasından geçen ırmak ve çaylar jeolojik geçmişten ipuçları sunar. Kıvrımlar boyunca sağlam katmanlı şist ve kuvarsitler görülebilir.
Kaçkar sıradağlarının keskin zirveleri granitin yıllar içinde erozyona uğraması ile oluştu. Çoruh etrafındaki bu yaşlı katmanlar, üzerindeki fosiller, subatanlar ve mağaraların bulunduğu üst Kretaceous kireçtaşı birikintileri ile dağlık arazileri oluşturuyor. Daha sonra, erimiş kaya çıkıntıları, bloklar halinde çatlayıp yükselerek, jeolojiyi daha karmaşık hale getiriyor.
1990’ların sonunda Gürcistan sınırı yakınındaki ilk barajın inşaatına kadar, Çoruh her yıl denize 3 milyon ton kum ve çakıl taşıdı. Irmak, vadi zemininde tarımı zenginleştiren alüvyonlu toprak setleri oluşturdu. İç kısımlar ile kıyı bölgeleri arasında iletişim bağlantıları oluşturan ırmaklar, ovalardaki büyük devletlerden bağımsız, küçük ve iyi korunan krallıkların gelişmesine neden oldu.

İklim
İklim, yüksekliğe ve denizden mesafeye göre değişiklik gösterir. Zirve yakınlarındaki çam ve köknar ormanları ile buzullar, Kaçkar dağlarında iklimin nemli ve serin olmasını sağlarken, Çoruh ve Tortum vadilerinde yaşanan Akdeniz iklimi zeytin, üzüm ve pirinç yetişmesine olanak veriyor. Güneydeki dağlık araziler ise serin, kuru otlak alanları ve parçalı orman alanlarından oluşuyor.

Tarihçe
Xenophon, Anabasis’te, Bölge’nin MÖ 400’lü yıllarındaki durumunu anlatır. Yarı yer altı evlerinde yaşayan zengin yerel topluluklar, Xenophon ‘un askerlerine muhteşem ziyafetler verdi. MS 331’de, Çoruh Vadisi, Büyük İskender’in Yunanistan’dan Hindistan’a uzanan Helenistik dünyasının bir parçası haline geldi. Doğudan gelen ve Trabzon’da denize ulaşan ticaret yolları bölgenin ekonomik bakımdan zenginleşmesini sağladı. Daha sonraları, Romalılar Çoruh Havzası’nın güney kısmını fethetse de Gürcistan daha kuzeyde bağımsız kalmayı başardı. Roma ve erken Bizans döneminde, Çoruh Havzası halkı Hıristiyan oldu, yazılı bir dil ve özel bir yerel mimari geliştirdi. Bizans İmparatorluğu’nun egemenliği altında olmalarına rağmen, yerel kiliseler Yunan Ortodoks inançlarını kabul etmedi. 7. yüzyılda, Bagratid hanedanı, Arap istilalarına karşı savunmada bölgeyi başarılı bir şekilde birleştirse de, Gürcistan merkezli Tao-Klarjeti Hanedanı, bölgenin bir kısmını ele geçirdi. 9. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar, Gürcistan, büyük dinsel yapıtlar inşa ederken, sanatı destekleyen Kral David Magisterios ve Kraliçe Tamara gibi Tao-Klarjeti Hanedanı’nın başarılı bağımsız yöneticilerinin egemenliğinde zenginleşti. 13. yüzyılda Moğollar yıkmadan önce bu krallık, Kaçkarlar’dan Hazar Denizi’ne kadar uzanıyordu. Krallığın yıkılmasından sonra bile, güçlü feodal sistem ve kendine özgü Gürcistan Ortodoks Kilisesi yöre halkını bir arada tutmayı başardı.
Bu arada, Selçuklu Türkleri ve müttefik Türkmen kabile grupları doğu ovalarını kontrol etmeye başladı. Ancak 14. yüzyılda, Timurlenk Anadolu’yu işgal ettiğinde, Türkler ve Gürcüler bundan aynı düzeyde zarar gördü. Bu sırada, Türkiye’nin batısında, Osmanlı hanedanı bir imparatorluk oluşturuyor ve doğuya doğru genişliyordu. Sonraki yüzyıllar boyunca, Gürcü halkının bir bölümü kuzeydoğuya, Rusya’ya göç etti. Bir bölümü de, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimi altında İslamiyeti benimsedi. Bölge Osmanlılar, İranlılar ve daha sonra genişleyen Rusya İmparatorluğu arasında bir sınır alanı haline geldi.
18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesiyle Rusya, Kafkaslardan güneye ve batıya doğru ilerlemeye başladı. Hıristiyan azınlıkları koruma iddiasıyla Rusya, Gürcistan’ın belli kısımlarını topraklarına kattı. Bolşevik devrimcilerin işgal güçlerini geri çektiği 1917 yılına kadar, kuzeydoğu Türkiye’nin bir bölümü, Rusların elinde bulunuyordu. 1921 yılında, yapılan Kars Anlaşması ile genç Türk Cumhuriyeti ve yeni kurulmuş olan Sovyetler Birliği, Gürcistan’ı SSCB içinde bırakan günümüzdeki sınırlarını belirledi. 1991 yılında Gürcistan’ın bağımsız bir devlet olmasıyla birlikte Gürcüler düzenli olarak bölgedeki kiliseleri ve kaleleri ziyaret etmeye başladı.

Göç
Çoruh’un gelişmiş bir tarımsal ekonomiye sahip olduğu 1960’lı yıllardan bu yana, yerel halkın önemli bir bölümü, Türkiye’nin diğer bölgelerine göç etti. Geleneklerine bağlı yöre halkı her yıl akraba ve köylerini ziyaret etmeye devam ediyor. Hızı önceki yıllara göre azalsa da bölge halen göç vermeye devam ediyor. DATUR ve diğer birçok proje, yerel ekonominin gelişmesine ve göçü azaltmaya çalışıyor.

Tarihi Eserler
Yüksek tepelerde çok sayıda kale ve büyüleyici Ortaçağ Gürcü manastır kiliseleri bulunur. Taş işçiliği ile süslenen görkemli eserlerde uzun pencereler, kör kemerler ve yarı sütunlarda basit desenler veya hayvan figürleri dikkat çekiyor.
Bazilika formunda olan erken dönem kiliselerinin alt yan koridorları sütunlarla orta koridordan ayrılır. Bu kiliselerin kubbeleri yarım silindir şeklindedir. Daha sonraki örnekler, haç plan üzerine kubbe modeli şeklindedir – haç şeklinde bir yer planı, geçiş yerinin üzerinden yükselen bir kubbeyi destekleyen kolların birleşiminde büyük sütunlar. İç kısımlarda, İncil öykülerini gösteren uzun, stilize figürlerden oluşan güzel freskler bulunur. Ancak bu figürlerden çok azı günümüze ulaşabildi.
Bizans imparatorları, Gürcü mimar ve sanatçılara büyük değer verdi. Selçuk Türkleri’nin de bu mimari tarzdan etkilendiği görülüyor. Haçlı Seferleri sürecinde de, Avrupa kilise mimarları, Gürcü mimarisinin bazı yönlerini benimsedi.
19. yy’da yaşamış Isabella Bird (Bağdat’tan Trabzon’a yolculuk yaptı), Robert Curzon (Erzurum’da bir kış geçirdi) ve Frederick Barnaby (Kraliçe Victoria için casus olarak Anadolu’dan İran’a geçti) gibi seyyahlar, bölge hakkında göz alıcı kitaplar yazdı.
1960’larda, Türk ve yabancı dağcılar, Kaçkar Dağları’nı yeniden keşfetti ve zirve tırmanışları yapmaya başladı. Bu dönemden beri bölge doğal, tarihsel ve kültürel zenginlikleri ile her yıl giderek artan sayıda, yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğruyor.

paylaş

proje

datur